Türk üniversiteleri hızla cazibesini kaybediyor!

Asağıdaki yazı 2 Temmuz 2005 tarihinde University of Wisconsin, Madison öğretim üyelerinden Sayın Prof. Dr. Kemal H. Karpat tarafindan yazılmış olup, SamanyoluHaber.com'da haber yapilmistir. Aşağıdaki metnin orjinalini yukarıdaki sitede bulabilirsiniz.




Türk üniversiteleri hızla cazibesini kaybediyor!
PROF. DR. KEMAL H. KARPAT

Türkiye’de her alanda her şey köklü bir değişme geçirmiştir. Evet, her şey şeklen köklü değişmekle beraber değişmeye yani yeniliğe karşı tutum, görüş değişmemiştir. Yenilik şekilde değil, fikirde, görüşte, ruhtadır. Son zamanlarda tartışılan dış ülkelere eğitim için giden ve orada kalan öğrencilerin durumu gerçekten çok önemli bir konudur.

Otuz yıldan fazla bir süredir yurda dönen ve dönmeyen veya dönemeyen birçok Türk öğrenci tanıdım. Bunların bir kısmı doğrudan doğruya benim yönettiğim programlarda eğitim gördükleri için gerek ABD’de kalmaya karar verdiklerinden gerekse Türkiye’ye döndükten sonra durumlarını yakından izlemek fırsatını buldum. Yazacaklarım -ayrıntılara girmeden- tamamıyla ABD doktora programları ve burada okuyan öğrencilerle ilgilidir. Benim uzmanlık alanım sosyal ilimler (tarih dahil) olmakla beraber diğer teknoloji, tarım, biyoloji vs. alanlarda çalışan Türk öğrencilerle de ilgilendiğim için durumlarını yakınen biliyorum. Benim bulunduğum Madison şehrindeki Wisconsin Üniversitesi gerek sayı gerekse kalite itibarıyla birinci sırada yer alan lisans üstü (doktora) programlarına sahip olduğu için öteden beri çok sayıda Türk öğrenci yetiştirmiştir. Bizim tahminlerimize göre şimdiye kadar dört veya beş bin kadar Türk öğrenci bu üniversiteden derece almışlar ve bunların dörtte üçü Türkiye’ye dönmüşlerdir. Dönenlerin önemli bir kısmı hayvancılık, gıda, ormancılık, bilgisayar, matematik gibi alanlarda uzman olarak yurtta çalışmaktadır. Sosyal ilimlerden (tarih, coğrafya, sosyoloji, vs.) derece almış olanların sayısı da son yıllarda artış göstermiştir.

Türkiye kökenli ve ABD üniversitelerinde ders veren profesörlerin sayısı 700 civarında olup bunlardan ancak 35 kadar kimse sosyal ilimlerdedir. Geri kalan ezici çoğunluk ekonomi (80 kadar) ve diğer alanlarda ders vermektedirler. Bunların içinden ancak yüzde on kadarı devlet bursu ile gelip burada kalmışlardır. ABD’de bulunan Türk öğrencilerin sayısı 16.000 civarındadır. Bu öğrencilerin en büyük bölümü lisans öğrencisi olarak kendi imkanlarıyla eğitim gören, genellikle varlıklı aileler çocuklarından oluşmaktadır. Lisans üstü öğrencilerin çok küçük bir kısmı ABD üniversitelerinden veya çok nadiren başka kurumlardan aldıkları burslarla eğitim görmektedirler. Lisans üstü gruba dahil olan öğrencilerden bir diğer kısmı kendi imkanlarıyla okumaktadırlar. ABD üniversitelerinde eğitimin senelik 18 ila 45.000 dolara mal olduğu düşünülürse bu eğitimin herkese açık olmayacağı bellidir.


Türk üniversiteleri çağın gerisinde

Geriye YÖK veya Milli Eğitim bursu ile gelen lisans üstü öğrenciler kalmakta ki bunların sayısı halen tahmini 1.000 kadardır. Şikago konsolosluğunun verdiği bilgilere göre, Ocak 2005 itibarıyla ABD’de bulunan YÖK burslularının sayısı 449, MEB burslularının sayısı 357’dir. Wisconsin Üniversitesi’nde halen devlet bursu ile okuyan lisans üstü doktora öğrencisi sayısı 28 civarında olup her öğrencinin senelik 18.000 dolar öğrenim taksiti, ayrıca geçim, kitap vs. masrafının da 18.000 dolar civarında olduğu düşünülürse her öğrencinin devlete yıllık yükü bu üniversitede en azından 35.000 dolar civarındadır. Bilindiği gibi burslu öğrenci, bu parayı ödemek için burs aldığı yılların iki misli bir süre Türkiye’de bir üniversitede çalışmayı yüklenmektedir. Ayrıca YÖK’ten burs alanlar daha ABD’ye gelmeden evvel belirli bir üniversiteye tayin edilerek o üniversitede normal maaşlarının yüzde 40’ı hesaplarına yatmaktadır. Şüphesiz ki bu koşullar altında dışarıda eğitim görmenin büyük bir nimet olduğunu aşağı yukarı konuştuğum her burslu öğrenci kabul etmektedir. Ancak madalyonun diğer bir yüzü vardır. ABD’ye doktora için gelen öğrenciler genellikle Türkiye’nin iyi üniversitelerinden (Bilkent, Boğaziçi, Ortadoğu, Ege vs.) mezun olmuş öğrenciler olup, çok az zaman içinde burada üstün başarı göstererek kendilerine üniversitede çeşitli çalışma kapıları açmaktadırlar. Mesela benim üniversitemde TA (teaching assistant) pozisyonlarına birçok Türk doktora öğrencisi alınmaktadır. Bu asistanlık, ki her sömestrde yenilenebiliyor, ayda 1.100-1.400 dolar maaş ve ayrıca öğrenim ücreti muafiyeti getirdiği gibi öğrenciye büyük bir eğitim tecrübesi vermektedir. Bu asistanlar ders sahibi profesörün adı altında sınıfta fiilen tartışmalara girişmekte, imtihanları okuyup son karar profesöre ait olmak koşulu ile not vermektedir. Hatta bazı özel durumlarda öğrenciler, asistanın dersini profesörünkine tercih etmektedirler. Böylece geçimini ve taksitini asistanlık sayesinde sağlayan öğrenci, Türkiye’den aldığı bursu bir yana iterek hem borçlanmaktan hem de yurdun ücra bir köşesinde uzun yıllar geçirmek korkusundan kurtulmuş olmaktadır. Yine tanıdığım, asistanlık yapmış yüksek yetenekli doktora öğrencilerinden büyük bir kısım Türkiye’ye verdikleri sözü tutmak, kendi kültür ve aile ortamında yaşamak için yurda dönmeyi arzu etmektedirler. Önemli bir kısım yurda dönmüşler; fakat bazıları pişmanlık duyduklarını belirtmişlerdir. Yurda dönüşü önleyen üç ana nedenin üzerinde durmadan önce nazik olduğu kadar can alıcı bir noktanın üzerinde önemle durmak istiyorum. O da Amerika’da kazanılan doktora (PhD) unvanının niteliğidir. Amerikan üniversitelerinin bel kemiği ve onları dünyanın diğer üniversitelerinden ayıran ve onlara özel bir statü veren PhD programlarıdır. Bu program üç ila beş veya daha fazla yıllık bir süreyi kapsayan üst derece kurslardan, imtihanlardan ve birinci el kaynaklara dayanan, alana yeni bir katkıda bulunması beklenen bir tezden oluşmaktadır. Bu tezlerin üst derecede olanlarını hemen yayınlamak mümkündür ve sahibini alanında söz sahibi yapmaktadır. İşte Amerika’da çok çalışma ve yetenek isteyen bu doktora programını tamamlayan bir kimse ABD üniversitelerinde çok kolaylıkla (45.000-55.000 dolar) arasında maaşla iş bularak derhal öğretim üyesi olarak ders vermeye başlayabilmektedir. Mesela 22 Ekim 2004’te beş kişilik jüri önünde tez savunmasını başarıyla tamamlayan bir öğrencim (Türk değil; fakat Ortadoğu-Balkan tarihi üzerine doktora yaptı) iki ay sonra ABD’nin bir üniversitesinde senelik (9 ay ders yılı) 49.000 dolar maaşla görev alarak Ocak 2005’te kendisinin planladığı derslerle öğretim vermeye başladı. Başka bir sözle, söz konusu bu genç, tüm sorumluluğu kendisine ait olmak üzere ders vermeye başladığı gibi üniversite yetkilileri onu yeni çalışmaları, yaklaşımları, görüşleri içeren yeni dersler vermeye teşvik etmişlerdir. Söz konusu öğrenci gibi veya daha üstün, doktorasını almış Türkler ABD’de kolayca iş bulmaktadırlar. Burada önemli olan maaş değil, doktora sahibi öğrencinin eğitim sorumluluğunu yüklenerek öğrendiğini ve bildiğini öğrenciye nakil etmesidir. Şüphesiz ki yeni yayınları ve alanında gelişmeleri yakından izleyen bir eğitim üyesinin kendisinden evvel aynı dersleri veren kimselerden hatta onu yetiştiren hocalardan daha üstün başarı sağlaması beklenebilir. ABD’den Türkiye’ye dönen doktora sahibi öğrenciler bilgilerini uygulamak, yeni görüşlerini öğrenciye iletmek için uzun yıl beklemek zorundadırlar.

Türkiye’ye dönmeyen veya dönmekten korkan, ABD’de doktora sahibi olmuş öğrencilerin en büyük korkuları üniversitelerde mevcut akademik hiyerarşi içine sıkıştırılarak uzun yıllar ders vermekten mahrum bırakılmalarıdır. Bir kısmı ancak uzun seneler yardımcı doçent vs. olmayı bekledikten sonra kendi başına ders vermek imkanlarına sahip olabilmektedirler. Ayrıca Türkiye’ye dönenlerin büyük bir kısmı bulundukları üniversitelerin kütüphanesinden veya araştırma imkanlarından mahrum olmalarından şikayet etmişlerdir. Anadolu’nun bir köşesinde ömür geçirmekten korkanların sayısı da oldukça yüksek. Bursu aldıkları zaman taşrada hizmet görebileceklerini çok iyi bildiklerini söylemeye lüzum yok.

Türkiye’ye dönenlerin diğer bir kısmı ise üniversite içi kıskançlıklardan, ABD’de (yani yabancı ülkede) eğitim gördükleri için dışlandıklarından, ABD’de Türk edebiyatı, tarihi vs. hakkında doktoranın geçerli olmaması gerektiğini işittiklerinden yakındılar. Halbuki eğitimin ana amacı yeni olaylar keşfetmek kadar, birikmiş bilgileri yeni bir sıraya koyarak yeni yaklaşımlarla gerçekleri daha uygun şekilde yorumlamaktır. Tekrar edelim ki Türkiye’ye dönmeyen veya dönmek istemeyen, ABD’den doktora sahibi kimselerin ana şikayeti uzun yıllar çalışarak mesleki yeteneklerini gereği gibi kullanamamalarıdır. Bir başka noktaya dokunarak yazıyı sonuçlandırmak istiyorum. Türk tarihini, toplumunu, yarım yüzyıla yakın bir süre içinde çok yakından izledim. Türkiye’de her alanda her şey köklü bir değişme geçirmiştir. Evet, her şey şeklen köklü değişmekle beraber değişmeye yani yeniliğe karşı tutum, görüş değişmemiştir. Yenilik şekilde değil, fikirde, görüşte, ruhtadır. Fakat “yenilik” “eskiyi” olduğu gibi atıp onun yerine toplumun ruhuna aykırı bir şeyi zorla kabul ettirmek değildir. Yenilik ve değişme toplumun kültürüne ve özüne bağlı kalarak bu özü zamanın ve toplumun ihtiyacına uygun olarak uygulamalı geliştirmektir. Toplumun ihtiyacına ve zamanın gereklerine göre düşünceyi geliştirecek ve uygulayacak kurumlar arasında üniversiteler gelir. Türk üniversitelerinin içeriden büyük bir değişime ihtiyaçları vardır. Bugün Türkiye’de bu yeni ruhu kabullenen benim de bir süre hizmet verdiğim üniversiteler vardır. Eğer Türkiye’de tüm üniversiteler çağına uymayı başarabilirlerse dışarıda eğitim gören öğrencilerin yurda dönmeme sorunu da geniş çapta çözümlenmiş olur.

WISCONSIN ÜNİVERSİTESİ
ÖĞRETİM ÜYESİ

Kemal Karpat
Professor of History
4121 Humanities Building
455 North Park Street
Madison, WI 53706
Phone: 608/263-1825
Email: khkarpat@wisc.edu