Devlet tefeci olur mu?

Sayın Oktay Ekşi 2 Mart 2006 tarihli Hürriyet Gazetesi'nde aşağıdaki yazıyı yayınlamıştır. Kendisine çok teşekkür ediyoruz.




BU çocuklar -çocuk dememize bakmayın artık 30'lu yaşlarda olan bilim adamı bunlar- çılgın olmalı...

Hem bugünün Türkiye'sinde doğ, büyü... Liseden, üniversiteden parlak derecelerle mezun ol... Yani zekánı, yeteneğini, çalışkanlığını ispat et...

Hem de köşe dönmek, banka hortumlamak, vergi kaçırmak, sahte belgeyle devleti dolandırmak, kara para aklamak gibi çok prim yapan, üstelik devlete yakayı kaptırsan bile birkaç yıl içinde çıkacak bir afla yakayı kurtarman kesin olan bir iş yapmak varken... Sen tut devletin bilim adamı yetiştirmek amacıyla yurtdışına -genellikle ABD'ye- gönderilecek yetenek aradığı sınavlara gir... Ve durup dururken başına bir sürü bela al...

Biliyor musunuz ki dışarıda böyle yüzlerce, belki binlerce gencimiz var.

Bir yandan yeni üniversiteler kuruyoruz... O üniversitelerde görev yapacak öğretim elemanları arıyoruz...

Öte yandan da o amaç için gönderdiğimiz gençlerin yurda dönüp görev almasını kendi taş kafamızla önlüyoruz.

Bunu da Maliye Bakanlığı değil, Milli Eğitim Bakanlığı yapıyor.

İnanabilir misiniz?

Konuyu biraz açalım da işin içyüzünü -bilmiyorsanız- siz de öğrenin:

Bakanlık, yurtdışına burslu olarak gidip yüksek lisans ve doktora eğitimi görecek öğrenciler için sınav açıyor. Bunlara "5 yılda doktoranı alıp gelmen koşuluyla 60 bin ABD Doları borç veriyorum. Bu süre içinde doktoranı tamamlayamazsan veya tamamlar da geri dönmezsen borcunu 5 yılda ödeyeceksin. Aksi halde ana paraya ek olarak yüzde 50 ceza ve yüksek faiz ödersin" diyor.

Çoğu zaten yeterli lisan bilmeyen bu çocukların 5 senede doktora alması imkansız olduğu için 5 yılın sonunda öğrenciler "biraz daha süre" diye kıvranırken bakanlık "paramı isterim" diye icra takibatına başlıyor. Üstelik 60 milyar tutarındaki alacağını; 30 milyar lira ceza ve 120 milyar lira faiz tahakkuk ettirerek toplam 210 milyar lira olarak ödenmesini istiyor.

Sahte belge verip 11 trilyon lira ödemeye mahkûm olan Necmettin Erbakan'a "Para cezasını Allah sana imkán verince ödersin. Aldığın hapis cezasını evde istirahatla geçirebilirsin" diyen yüce devletimiz, bu gençlere aynı anlayışı göstermiyor. Onların, "Yurda dönelim, borcumuzu hem mecburi hizmet yaparak hem de orada çalışarak ödeyelim" şeklindeki önerisine, "Önce borcunu bitir, sonra gel" diyerek reddediyor.

Elimizde çoğu ABD'de yaşayan ve artık doktora derecelerini de almış bu gençlerden gelen çok mektup var. Özetle, "Borcumuzu ödeyelim ama devlet bize tefeci faizi uygulamasın. Borcumuzun süresini uzatsın. Bizlere, devleti soyan yahut aldatan insanlara gösterdiği kadar ilgi göstersin, yeter" diyorlar.

Bitirmeden ekleyelim... Konu geçen ekimde Meclis'e gelmiş. Yasa çıkmak üzereyken CHP, iktidarın ABD'deki tarikat uzantılarını yurda getirme amacı güttüğünden kuşkulanıp desteğini çekmiş. Şimdi çözüm, AKP'nin iyi niyetini ispat etmesine kalmış görünüyor. Tabii öyle bir şey varsa...


Oktay EKŞİ
Hürriyet Gazetesi
02.03.2006